Karadeniz’in Unutulan Savunma Hattı: Cide Kaleleri

Taşa Yazılmış Bir Tarih Neden Sahipsiz?

Karadeniz kıyılarında, Küre Dağları’nın denize dik indiği noktada yer alan Cide, yalnızca doğal güzellikleriyle değil, tarih boyunca üstlendiği stratejik savunma rolüyle de dikkat çeken bir coğrafyadır. Bugün büyük bölümü harap hâlde bulunan kaleler ve gözetleme noktaları, geçmişte devletlerin sınır güvenliğini sağladığı, ticaret yollarını denetlediği ve limanları koruduğu bir sistemin parçalarıdır. Bu yapıların günümüzde kaderine terk edilmesi ise yalnızca yerel bir ihmal değil, Karadeniz savunma tarihine dair ulusal bir kayıptır.

Cide’nin coğrafi yapısı savunmayı zorunlu kılmıştır. Uzun ve girintili çıkıntılı kıyı hattı, doğal koylar, iç kesimlere açılan dar vadiler ve dağ geçitleri, bu bölgeyi hem ticaret hem de askerî kontrol açısından kritik hâle getirmiştir. Roma döneminden itibaren Bizans, Çobanoğulları ve Osmanlı idareleri aynı noktaları kullanmış, kaleler inşa etmiş ya da mevcut yapıları onarmıştır. Bu süreklilik, Cide’nin rastlantısal değil bilinçli bir savunma alanı olarak görüldüğünü göstermektedir.

Cide savunma hattının batı ucunda yer alan Kerempe Burnu, bu aklın modern döneme uzanan devamıdır. Bugün faal durumda olan Kerempe Feneri, teknik olarak modern bir yapı olsa da bulunduğu konum, tarih boyunca deniz gözetimi ve erken uyarı amacıyla kullanılmıştır. Ancak fener çevresinde bu tarihsel sürekliliği anlatan herhangi bir bilgilendirme bulunmamaktadır. Yapı bakımlıdır fakat tarihsel bağlamdan kopuktur.

Kerempe’den doğuya doğru ilerledikçe Okçu Kalesi savunma zincirinin ilk halkası olarak karşımıza çıkar. Doğal bir kaya sırtı üzerine kurulu bu yapı, Bizans dönemine tarihlenmektedir ve denizden gelen hareketliliği doğrudan görebilecek konumdadır. Bugün ise kale tamamen korumasızdır. Ayakta kalan bölümler bitki örtüsü ve doğa koşullarıyla hızla aşınmakta, alanda herhangi bir sit işareti, yönlendirme ya da bilgilendirme tabelası bulunmamaktadır. Erken uyarı sisteminin önemli bir parçası olan bu yapı, sahada fiilen yok sayılmaktadır.

Cide savunma sisteminin merkezi Gideros’tur. Antik kaynaklarda Kytoros olarak anılan Gideros, Karadeniz’in en güvenli doğal limanlarından biridir. Limanın doğu ve batı burunlarında yer alan kaleler Roma döneminde inşa edilmiş, Bizans döneminde güçlendirilmiş ve 1284 yılında Çobanoğulları tarafından fethedilmiştir. Bu kaleler, limanı hem denizden hem karadan koruma işlevi görmüştür. Günümüzde ise surların büyük bölümü yıkılmış, kalan kısımlar bitki örtüsü altında kalmış ve alan turistik hareketlilikle uyumsuz bir şekilde korunmasız bırakılmıştır. Bu ölçekte bir tarihsel limanın arkeolojik park anlayışıyla ele alınmaması ciddi bir eksikliktir.

Gideros’un doğusunda Gazallı Kalesi ve Timle Kalesi yer alır. Bu yapılar doğrudan savaş için değil, gözetleme ve haberleşme amacıyla inşa edilmiştir. Bizans dönemine tarihlenen bu kaleler, birbirini görebilecek konumda planlanmıştır. Ancak günümüzde Gazallı Kalesi en hızlı yok olan yapılardan biridir. Duvarları çökmüş, bağlayıcı harcı zayıflamış ve iklim koşulları karşısında savunmasızdır. Timle Kalesi ise uzun süredir “restore edilmeyi bekleyen” bir yapı olarak anılmakta, ancak bu bekleyiş sahada herhangi bir somut adımla desteklenmemektedir. Plan, takvim ve kamuoyu bilgilendirmesi olmadan bu durum fiilen terk ediliş anlamına gelmektedir.

Çoban Kalesi, Cide kaleleri arasında sürekliliği en net okunan yapılardan biridir. Roma döneminde inşa edildiği, Osmanlı döneminde onarım gördüğü yönünde güçlü veriler bulunmaktadır. Bu durum, kalenin yüzyıllar boyunca stratejik önemini koruduğunu göstermektedir. Buna rağmen yapı bugün yönlendirmesiz, bilgilendirmesiz ve korumasızdır. Tarihsel sürekliliği bu kadar açık olan bir yapının bu durumda bırakılması bilimsel açıdan kabul edilebilir değildir.

Cide’nin iç kesimlerinde yer alan Hıdır Kalesi ise yalnızca askerî değil, yerleşim tarihi açısından da önem taşır. Kale çevresinde “ören” olarak bilinen eski yerleşim alanı bulunmaktadır ve yerel anlatılar Cide’nin eski merkezinin burada olabileceğini işaret etmektedir. Buna rağmen alanda bilimsel kazı, koruma planı ya da düzenli denetim yoktur. Eğer bu iddia doğruysa, mevcut durum tarihî sorumlulukla bağdaşmamaktadır.

Musa Köyü Asar Mevkii’ndeki kale, I. Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak resmî şekilde tescillenmiştir. Devlet arşivlerinde kayıtlı olan bu yapı, teoride koruma altındadır. Ancak sahada tescil bilgisini gösteren herhangi bir tabela, yönlendirme ya da denetim mekanizması bulunmamaktadır. Tescilin kâğıt üzerinde kalması, yapıyı fiilen korumamaktadır.

Asarcık Kalesi ise Bizans dönemine tarihlenmekle birlikte kesin inşa evresi netleştirilememiş bir gözetleme noktasıdır. Kıyı ile iç kesimler arasındaki geçişleri kontrol eden bu yapı da kalıntı hâlindedir ve bilimsel tarihleme çalışması yapılmadan zamanla anlatı düzeyinde kalma riski taşımaktadır.

Bugün Cide kalelerinin ortak tablosu nettir. Yapılar ayakta ama korumasızdır. Bazıları tescillidir ancak sahipsizdir. Restorasyon yoktur, anlatım yoktur, ulusal ölçekte bir koruma ve tanıtım politikası yoktur. Bu yaklaşım kaleleri zamana değil, ihmale yenik düşürmektedir.

Cide’deki kaleler yalnızca bir ilçenin değil, Türkiye’nin Karadeniz savunma tarihinin somut mirasıdır. Bu yapılarla ilgilenilmemesi yerel bir eksiklik değil, ulusal bir tarih kaybıdır. Bugün yapılması gereken bilimsel belgeleme, şeffaf restorasyon planları, kültür rotaları ve ulusal farkındalık oluşturacak yayınlardır. Aksi hâlde Cide kaleleri taş taş değil, hafıza hafıza kaybolacaktır.

Bu metin, bir uyarı olduğu kadar bir çağrıdır. Çünkü tarih, korunmadığında sessizce yok olur.

Paylaş:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir