Cide’de Köçekliğin Doğuşu ve Toplumsal Değişim
Gelenekten Kopmadan, Değerleri Yitirmeden
Toplumların kültürel yapıları, zaman içinde yaşanan sosyal, siyasal ve ekonomik değişimlerle birlikte dönüşür. Bu dönüşüm, ne geçmişi bütünüyle reddetmeyi ne de bugünü sorgusuz kabul etmeyi gerektirir. Aksine, sağlıklı bir toplumsal yapı; geleneğe saygı duyan, kadını yücelten ve değişimi ahlaki zeminini kaybetmeden yöneten bir anlayışla mümkündür. Cide’de köçekliğin ortaya çıkışı ve bugüne kadar geçirdiği evreler, bu dengeyi anlamak açısından önemli bir örnektir.
Köçeklik, erkeklerin düğün ve şenliklerde müzik eşliğinde oynadığı geleneksel bir gösteri biçimi olarak bilinmektedir. Ancak bu geleneği yalnızca sahnedeki figürlerle açıklamak eksik olur. Köçeklik, ortaya çıktığı dönemin toplumsal sınırları ve kabulleri içinde şekillenmiş bir kültürel pratiktir.
Geçmişte Anadolu’nun birçok yerinde olduğu gibi Cide’de de kadınların düğünlerde herkesin önünde oynaması yaygın bir uygulama değildi. Bu durum, kadının değersiz görülmesinden değil; dönemin toplumsal mahremiyet anlayışından kaynaklanıyordu. Kadın, evin ve ailenin temel direği olarak görülüyor; korunması gereken bir emanet kabul ediliyordu. Bugünün gözlüğüyle bakıldığında eleştirilebilecek bu anlayış, kendi zamanında farklı bir ahlaki çerçeveye dayanıyordu.
Ancak hayat devam ediyordu. Düğünler yapılıyor, insanlar bir araya geliyor, sevinç paylaşılmak isteniyordu. İşte bu noktada toplum, kendi şartları içinde bir çözüm üretti. Eğlence ihtiyacı, erkek dansçılar aracılığıyla karşılandı ve köçeklik bu zeminde doğdu. Bu, ne kadını yok sayan ne de onu küçülten bir yaklaşım olarak görülmelidir. Aksine, dönemin şartları içinde toplumun kurduğu bir dengeydi.
Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte toplumsal hayatta önemli kırılmalar yaşandı. Kadın, kamusal alanda daha görünür hâle geldi; eğitim, çalışma hayatı ve sosyal yaşamda aktif rol almaya başladı. Bu değişim düğün kültürüne de yansıdı. Kadınlar ve erkekler düğünlerde karşılıklı oynamaya başladı. Başlangıçta yadırganan bu durum, zamanla toplumun geneli tarafından benimsendi. Bugün son derece doğal kabul edilen bu tablo, aslında toplumun değişime uyum sağlama yeteneğinin bir göstergesidir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır. Değişim ile bozulma aynı şey değildir. Kadının düğünde oynaması bir kazanımken, ölçünün, edebin ve saygının kaybolması bir kazanım değildir. Kültür, özgürlük adı altında sınırlarını yitirdiğinde; gelenek, modernlik adına değersizleştirildiğinde toplumsal bozulma başlar.
Köçeklik, Cide’de bu bozulmaya karşı korunmuş bir denge unsurudur. Zamanla biçim değiştirmiş, yerel halk oyunlarıyla bütünleşmiş, abartıdan uzaklaşmış ve sadeleşmiştir. Erotik çağrışımlardan arındırılarak ustalık, ritim ve seyirlik bir sanat hâline gelmiştir. Bu yönüyle Cide köçekliği, geleneğin yozlaşmadan nasıl yaşatılabileceğinin somut bir örneğidir.
Bugün köçeklik üzerinden yapılan yüzeysel tartışmalar, çoğu zaman geçmişin şartlarını göz ardı etmektedir. Oysa köçeklik, ne kadını aşağılayan bir gelenektir ne de toplumsal ahlaka meydan okuyan bir yapı. Aksine, kendi döneminin değerleri içinde şekillenmiş ve bugüne kadar uyum sağlayarak gelmiştir.
Toplum olarak yapılması gereken; geçmişi romantize etmek ya da bugünü sorgusuz yüceltmek değildir. Asıl mesele, kadını yücelten, geleneğe saygı duyan ve ahlaki ölçüyü kaybetmeden değişebilen bir kültürel anlayışı sürdürmektir. Cide’de köçekliğin hikâyesi, bu anlayışın mümkün olduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak köçeklik, Cide’nin toplumsal hafızasında yalnızca bir eğlence unsuru değil; denge, uyum ve saygı üzerine kurulmuş bir kültürel mirastır. Bu mirası anlamak, geçmişi küçümsemek değil; bugünü daha sağlıklı inşa edebilmek için ders çıkarmaktır.
