CİDE YAŞAM PORTALI
En Gelişmiş Haber ve Yaşam Portalı

Şeyh Şaban’ı Veli Hazretleri

Pir Şaban-ı Veli Hazretleri (k.s.) Kastamonu’nun Taşköprü ilçesinin Gökçeağaç Bucağına bağlı Çakırçayı Köyü’nün Cimdar mahallesinde dünya’ya geldi. Hz. Pir’in doğum tarihi hakkında kesin bilgilerimiz olmamakla birlikte müze kayıtlarında 1482 tarihine rastlanmıştır.
Hz. Pir , henüz dünyaya gelmeden babsını kaybettiği için yetim, üç yaşlarında iken annesi vefat ettiğinden öksüz kalır. Daha sonraki hayatı, hayırsever bir hanımın yanında geçer. Bu hanım , Şaban Efendi‘yi manevi evlatlığa kabul etmekle birlikte tahisilini yapmasında maddi ve manevi yardımlarını esirgemez. Hatta tahsilini tamamlamsı için İstanbul’a gönderir.
Hz. Pir , İlk tahsilini Taşköprü’de yapar. Akli ve nakli ilimleri özelikle Kuran, hadis, tefsir ilimlerinde bilgilerini derinleştirmek için Kastamonu’ya gelir. Ancak memleketindeki tahsille yetinmeyerek ilim ve fazilet diyarı olan İstanbul’a gider ve tahsilini İstanbul Fatih civarındaki medreselerden birinde bir odayı ikemetgah ittihaz ederek İstanbul’un tanınmış ilim adamlarından tefsir, hadis ve meali gibi ilimleri tahsile devam etmiş , fakat kalbinde üzücü bir sıkıntının hüküm sürdüğünü bildiği için ekseriya bulunduğu odanın kapısını kilitliyerek münzevi bir hayat geçirmeye başlamış , arasıra da tekeklere devam ederek zikr ile meşgul olan dervişlerin arasına karışmışsa da, üzücü olan bu iç sıkıntısını gidermeye muvaffak olamamış, bu sırada İslam dinine ait ilimleri ikmal eder ve hocalarından ilim neşrine ait icazetnamesini alır.
Bir gece rüyasında ”Sıla’ya dön , Kurtuluş oradadır ”diye bir ses duyar. Bunun üzerine; Bolu üzerinden Kastamonu’ya gitmek üzere yola çıkar. Sılaya giderken yol üzerinde bulunan adını ve methini duyduğu Hayreddin Tokadi Hazretleri’ni ziyaret etmek ister. Bolu’ya yaklaştığı zaman Bolu’dan İstanbul’a gitmekte olan iki derviş görür. Karşılaştıkları dervişler ;
Şeyhimiz Hayreddin Tokadi kazretleri ” Kastamonulu Şaban Efendi, İstanbul’dan dönüyor, onu alın dergaha getirin ” buyurdu. ” Biz istanbul’dan gelen Şaban Efendi’yi bekliyoruz” derler.
Bunun üzerine Pir Şaban Veli Hazretleri ” Kastamonulu Şaban benim ” der. Ve iki dervişle Hayreddin Tokadi Hazretlerinin dergahına gitmek üzere yola çıkarlar.
Akşam üstü Tokadi Hazretleri’nin huzuruna varırlar. Yatsı namazlarını tekkede kıldıktan sonra oaradaki zikir halkasına katılırlar. Üçünçü gün Pir Şaban Veli hazretlerinin arkadaşı;
‘‘Üç gündür burada kaldık. Artık destur isteyelim ”deyince Pir hazretleri gözlerinde biriken yaşları silerek;
”Kardeşim! Onlar, bir zincir-i taifedir. Aşıklar kendi taraflarına ve silsilelerine çekerler. Osnların cezbeleri galip geldi. Var sen güle güle git. Bana burada kalmak göründü” deyip arkadaşını uğurlar.
Tokadi’nin dergahında kalan Hz. Pir Şaban-ı Veli, Hayreddin Tokadi hazretlerine biat eder. Tam on iki sene Tokadi hazretlerinin rahle-i irşadında kalır ve canla, gönülle hizmete talip olur. Nefsini ve ruhunu mürşidi yoluna adar. Sonunda mazhar-ı hilafet olur. Hayreddin Tokadi Hazretleri, hilafet duasını yaptıktan sonra ona icazet vererek ;
” Sana hilafet verildi, memlketine dön! İrşat soframızı orada kurarak aşık ve sadıkları irşad edip tarikatı neşrediniz” buyurur.
Pir Şaban-ı Veli Hazretleri , 1530 yıllarında Kastamonu’ya varır. Kastamonu’ya gelişinde ilk zamanları, Seyyid Sünneti mescidi yakınlarındaki Cemaleddin Camii Avlusuna iner. Bir süre burada münzevi bir hayat geçirir.seyyid sünneti Mescidi’nde bulunan halvethanelerin birinde erbaine niyet eder ve erbainin tamamlar. Onun kemalatının farkına varan halk, Hz. Pir’in sohbetlerine iştirak eder. Ancak o tarihlerde mescidin şehrin dışında bulunması nedeniyle Şaban Efendi‘yi Honsalar mahallesindeki Honsalar camiine davet ederler. Şaban Efendi, bu camiide vaz ve nasihat ve irşad ile meşgul olur. Daha sonra çıkan yangında Honsalar camii yanar. Camiyi yeniden yaptırmak isteyen dervişlere Şaban Efendi izin vermeyerek: ” Bu yanıkta bir hikmet vardır” buyurur.
Yangının ardından Şaban efendi, Hisarardı Seyyid Sünneti Mescidine yakın bir eve taşınır ve irşat görevini Seyyid Sünneti hazretleri’nin yaptırdığı dergahta devam eder. Pir Şaban Veli Hazretleri’nin irşadı o dereceyi bulur ki, dar-ı bekaya erinceye kadar üç yüz altmış halife yetiştirir. Bu icazet alanlar Anadolu ve Rumeli’nin muhtelif şehirlerinde tekkeler açmış ve Halveti tarikatının Şaban efendi’nin adına nisbetle Şabani Kolunu kurmuşlardır.
Hz. Pir, Vefatından iki gün evvel dervişlerini yanlarına çağırmış ve her birine ayrı ayrı nasihatte bulunmuşlardır. 976 Zilkade ayının 18’inci (4 Mayıs 1569) günü Hakk’a yürür. Cuma namazından sonra Şaban-ı Veli‘nin cenazesi eller üzerinde Gazi Paşa okulunun bulunduğu ( namazgaha) yere getirilmiştir ve namazı Şeyh Muharrem tarafından kılındıktan sonra Kendi dergahının bahçesine defnedilir. Şu anda Hz. Pir Külliyesi içerisindedir.

Şeyh Şaban Veli hazretlerinin Menkıbeleri (k.s.)
Şeyh Ömer Fuadi zamanında hayırseverlerden İstanbul’da bulunan Ömer Kethüda tarafından türbenin inşası için üç bin kuruş gönderilmiş ve daha lüzum ettikçe göndereceğini Ömer Fuadi’ye bir mektupla bildirmiştir. Bilahere Ömer Kethüda hakız yere idam edildiğinden hayır severlerin yarıdmı ile türbe yapılmıştır. Daha sonra camiinin yanında üç kat üzerine haram ve selamlığı havi muazzam bir bina inşa edilir.
Bu Bina 1318 (1902 M.) tarihinde harap olduğundan yıkılmış ve Mahmut Paşa tarafından iki tane harem ve selamlığı havi bugünkü mevcut binalar yapılmış ve ikisinin arasına mutbak kurulmuştur. Binaların yapılmasından sonra iki bina arasına abdest için havuz inşa edilmiştir. Şaban-ı veli’nin sandukası yeniden yapılmış, yazılı ve işlemeli bir örtü ve aynı zamanda lahuri bir şal konmuştur. Türbe ve zaviyelerin kapanması üzerine sanduka üzerinde bulunan taşla beraber bu şalda alınmıştır.
Zemzem suyu
Şeyh Şaban-ı Veli Hazretleri’nin türbesinin bahçesinde akan suyun zemzem tadında olduğu kabul edilir. Bunun için Hicaz’daki zemzem kuyusundan Kastamonu’ya, İstanbul’a, Bolu’ya, Bursa’ya, Buhara’ya, Semerkand’a, Endülüs’e ve Fas’a uzanan görünmeyen kanallar olduğuna inanılmaktadır. Şifa olması niyetiyle konuşamayan çocuklara içirildiği gibi, yeni doğan çocuğun ağzına da ilk giren şeyin zemzem olması isteğiyle bu sudan damlatılmakta, ölmekte olan kişinin ağzı zemzemli gitsin diye, yine ağzına bu sudan damlatılmaktadır.

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.