CİDE YAŞAM PORTALI
En Gelişmiş Haber ve Yaşam Portalı

Bakış Açısı

Eskiden benim yürüdüğüm yollardan bugün sen geçtiğine göre,

Yarında şimdi ki, yine benim geçtiğim yoldan geçme ihtimalini sende

Hesap et!

Ahmet Şerif İzgören’in seminerleri çok güzel geçerdi. Fikrimce seminerine katılan hiç kimse, ben sıkıldım diyemez. İnsanı bunaltmayan, doğal içten bir konuşma ve anlatım tarzı vardır.

Hastalığımın başladığı zamanın o sayıp, tarif edemeyeceğim kadar saçma dönemlerini atlatmamda onun konuşmalarının bana faydası çok olmuştur. Umarım bir gün bir yerde tekrar karşılaşırız.  

‘Engelli’ denilince insanların özellikle bizim toplumumuzun aklına sadece tekerlekli sandalyeli engelliler geldiğini az çok birçoğumuz biliyoruz.

“Engellilik tanımı çok geniştir aslında. Anlamak isteyip de, anlayana.

Sürekli değişen ve yenilenen bir dünyanın gelişip, değişen çağlarında yaşarken değişik hayatları – kişilikleri farklılıkları görmezden gelir; istek ve ihtiyaçlarını duyup görmezsek.
Bu kısır döngünün bir köşesinde sıkışıp kalırsak, bu kısıtlı olan döngünün bizlere neler kaybettirip hayata nasıl daracık bir penceren baktığımızı asla göremeyiz. Yarın öbür gün aynı yolları geçmek, aynı feryatları etmek durumu kaçınılmaz olur. Yeni gelecek kuşak ve çağların çürümesini şimdiden hazırlamış olur. Değişen, gelişen dünyaya ayak uyduramayız.

Tıpkı her doğan bebeğin gelişme isteğiyle doğup, düşe kalka adım atması gibi.

İzgören, anlatıyordu. Bundan birkaç yıl önce Seattle’da Dünya Spastikler Olimpiyatı düzenleniyor. 100 metre yarışı; çeşitli ülkelerden gelmiş zihinsel engelli ve Down sendromlu koşucular…
Yarış başladığında yarışmacılardan biri düşüyor. Ve acıyla bağırmaya başlıyor. Çok ilginç bir şey oluyor. Diğer zihinsel engelli çocuklar geri dönüyor ve düşen engelliyi kaldırıyorlar Down sendromlu bir kız, düşen erkek yarışmacıyı “öpüp bu onu iyileştirir diyor ve hepsi birlikte kol kola girerek yarışmayı bitiriyorlar,” diyor.

Bizler ne zaman sadece ben dememeyi öğreneceğiz?  Hayat yarışında olsun başkalarını da görüp, duymayı.

Sahi, kim engelli?
 Onlar mı engelli yoksa hiçbir acıyı, feryadı duymayan iki ayaklarının üstünde sağlıklıyız, güç bizde yaptırım gücü bizde ama beklesinler, diyenler mi?

Yine.

Yavuz Sultan Selim, oğlu Kanuni Sultan Süleyman’a iki mektup verir; “Birini ben ölünce aç, ikincisini de ben, defnettikten sonra açarsın,” der.
Vefat ettiğinde Kanuni ilk mektubu açar. Mektupta “Oğlum senden, tek bir isteğim var; beni çoraplarımla gömsünler başka bir şey istemiyorum,” yazmaktadır. Kanuni’n tüm ısrarlarına rağmen imam vasiyeti kabul etmez. Yavuz, mecburen çorapsız gömülür.

Kanuni ikinci mektubu açtığında şu yazıyı görür. “Bak oğlum, bir çift çorap bile götüremedim.”

Bize kalan, bizimle gelecek olan ne kadar iyilik yapıp, iyiliklerle anılacak geçmişimiz olacaktır. Çünkü arkamızda bırakabileceğimiz tek miras yaptığımız iyilikler sonucunda alacağımız dualar olması temenni edilir.

Bunun için çok şeylerin olmasına da gerek yok aslında.

İnsanlara değerli bir şeyler vermek istiyorsanız.

Onlara sevgi verin.

Güven verin, başarabileceklerine inandığınızı gösterin köreltmeyin. Bırakın yanılırsanız da “yanıltan güvendikleriniz olsun”

Verdikçe eksilmeyen, eskimeyen her gün tazelenebilen, hiçbir ücreti, hiçbir külfeti olmayan yegâne şeydir tebessüm ve sevgi. Siz yeter ki, değişime açık olup kişileri farklılıkları hoşgörün, sizin gibi düşünmedikleri için eleştirmeyin, yargılamayın. Aynalara bakıp önce kendinizi eleştirin ki, haksızlık yapmayın, yaptırmayın…

Karşılıksız verin ki, ders olsun birilerine.

Bedeller ve engellerle kirletmeyin adilliği ve insanlığı.

Dikkatinizi Çekebilir:

Cevap Bırakın